Kocaeli Üniversitesindeki tiroid kanseri tanısı alan olgular vebarsak mikrobiyota ile ilişkisinin prospektif değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Kocaeli Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KENAN GÖZAL
Danışman: Nuh Zafer Cantürk
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bağırsak mikrobiyomu, sağlıklı bir insan vücudu için son derece önemli olup özellikle bağışıklık ve endokrin sistemler üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Tiroid kanseri ve tiroid nodülleri, tiroid bezi ile ilişkili en yaygın endokrin hastalıklardır. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının, tiroid homeostazını etkileyen önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, bağırsak mikrobiyotası, intratümöral mikrobiyom ve tiroid karsinomu gelişimi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde papiller tiroid kanseri tanısı alan ve cerrahi tedavi planlanan hastalar arasından belirlenen kriterlere uygun bireylerden gaita örnekleri ile peroperatif olarak alınan tümörlü ve tümörsüz tiroid doku örnekleri incelendi. Mikrobiyota analizi yapılarak hasta özellikleri ile mikrobiyota profilleri arasındaki ilişkiler değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, tiroid fonksiyon testleri, preoperatif biyopsi sonuçları, tümör çapı, lenf nodu tutulumu, tiroid kanserinin histolojik alt tipi ve evresi gibi demografik ve klinik verileri prospektif olarak toplandı. Mikrobiyota analizi 16S ribozomal RNA gen dizilimi yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamıza 13'ü kadın (%86,7) ve 2'si erkek (%13,3) olmak üzere toplam 15 tiroid kanseri hastası dahil edildi. Hastaların normal tiroid dokusu, tümörlü tiroid dokusu ve bağırsak mikrobiyotası karşılaştırılıp, intratümöral tiroid mikrobiyotası ile bağırsak mikrobiyotası arasındaki ilişki incelendi. Streptococcaceae, Clostridiaceae, Acetobacteraceae ve Bifidobacteriaceae familyalarının tümörlü dokuda normal dokuya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Neisseria, Streptococcus, Prevotella ve Lactobacillus cinsleri tümörlü dokuda normal dokuya göre anlamlı derecede fazla saptanırken, Butyricimonas cinsi normal dokuda tümörlü dokuya kıyasla daha fazla bulundu (p<0,001). Ayrıca, Propionibacterium acnes tümörlü dokuda normal dokuya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,045). Sonuç: Çalışmamızda, tiroid kanseri hastalarının bağırsak mikrobiyotası ile tümörlü tiroid dokusunun mikrobiyotasında önemli farklılıklar olduğu saptandı. Bu mikrobiyal değişiklikler, bağırsak mikrobiyotası ile tiroid kanseri patogenezi arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, klinik tanıyı destekleyerek tiroid kanseri tedavisini kolaylaştıracak potansiyel probiyotiklerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.