Preeklampsi tanılı ve sağlıklı gebelerin Lipocali-2 (NGAL) düzeyinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Kocaeli Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: FIRDAUS MAMLEEVA

Danışman: Aydın Çorakçı

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Erken ve geç başlangıçlı preeklampsi durumlarında maternal ve neonatal sonuçları karşılaştırmak ve preeklampsili gebeliklerle sağlıklı gebelikler arasındaki üriner NGAL düzeylerini karşılaştırarak NGAL'ın preeklampsi için potansiyel bir biyobelirteci olup olmadığını belirlemek. Gereç ve yöntem: Mayıs 2023 ile Haziran 2024 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde prospektif olarak toplam 74 gebelik çalışmaya dahil edilmiştir: erken başlangıçlı preeklampsi (<34 hafta, n=16), geç başlangıçlı preeklampsi (≥34 hafta, n=20) ve 38 sağlıklı normotansif kontrol grubu. Gruplar, demografik veriler, klinik özellikler, doğum yöntemleri, maternal komplikasyonlar, yenidoğan sonuçları ve üriner Lipokalın-2 (NGAL) düzeyleri açısından karşılaştırılmıştır. Ayrıca, 24 saatlik proteinüri ile serum kreatinin düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Erken başlangıçlı preeklampsi grubunda maternal morbidite daha belirginleşmiş; HELLP sendromu, yoğun bakım ihtiyaçları ve uzamış hastanede yatışlar artmıştır; yenidoğanlar ise düşük doğum ağırlığı, düşük Apgar skorları ve daha uzun yenidoğan YBÜ'de kalış süreleri göstermiştir. Geç başlangıçlı preeklampsi grubunda annenin yaşının ileri olması, daha yüksek beden kitle indeksi ve gestasyonel diyabet ile hipertansiyon gibi metabolik komorbiditelere yatkınlık gözlenmiştir. 24 saatlik proteinüri ile serum kreatinin arasında orta düzeyde pozitif korelasyon saptanmıştır, bu da preeklepsiyle ilişkili glomerüler hasarı göstergesidir. Üriner Lipokalın-2 (NGAL) düzeyleri ile proteinüri ve kreatinin arasındaki korelasyon anlamlı bulunmamıştır; NGAL düzeyleri kontrol grubunda en yüksek olarak kaydedilmiştir. Bu durum, preeklempside glomerüler filtrasyon bozulması ve tübüler geri emilimin etkileri nedeniyle NGAL'nin idrarda yetersiz yansımasıyla açıklanabilir. Üriner Lipocalin-2'nin tanısal değeri mevcut bulgularda belirgin değildir; bu nedenle klinik kullanımı için daha büyük, kontrollü çalışmalar gereklidir. Sonuç: Üriner Lipokalın-2 düzeyleri, gruplar arasındaki farkı ayırt etmekte etkili bulunmamışsa da tübüler mekanizmaları yansıtabilecek olası girdileri nedeniyle ileri araştırmalar için potansiyel bir ilgi alanı sunmaktadır. Erken tanı ve hedefe yönelik yönetimin perinatal sonuçları iyileştirme açısından kritik olduğu vurgulanmıştır. Lipokalin-2 ve benzeri biyobelirteçlerin klinik değeri konusunda daha geniş örneklemli çalışmalar gerekli olup, gelecekte bu biyobelirteçlerin tanı ve prognostik kullanımı üzerine odaklanılmalıdır. Preeklampsi, özellikle erken başlangıçlı formda anne ve fetal açısından önemli riskler taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Erken ve geç başlangıçlı preeklampsi; Üriner Lipocalin-2; Yenidoğan sonuçları; Maternal morbidite; Biyobelirteçler; Proteinüri;