Anoreksiya nervoza ve Bulimiya nervoza tanılı ergenlerde, ayrılma bireyleşme özelliklerinin ve dayanıklılık üzerine etkisinin incelenmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Kocaeli Üniversitesi, Tıp Fakültesi, ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EZGİ ÇETİN GÖK

Danışman: İrem Damla Çimen

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Çalışmamızda yeme bozukluğu olan ve olmayan ergenlerde ayrılma- bireyleşme özelliklerinin ve psikolojik dayanıklılığın yeme bozukluğu ile ilişkisini incelemek ayrıca yeme bozukluklarına yönelik koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini tanımlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerine yeme bozukluğu belirtileri ile başvuran, 12 – 18 yaş arası 49 ergen ve aynı yaşlar arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran nörogelişimsel bozukluk tanılı veya herhangi bir psikopatolojisaptanmayan 126 ergen dahil edilmiştir. Olgu grubu ile K-SADS-PL-DSM-5 tanı görüşmesi yapılmıştır. Ergenlerden; sosyodemografik veri formunu, Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testini, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeğini, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan 175 ergenin %70,9'u kız (n=124), %29,1'i erkek (n=51) cinsiyette idi. Olgu grubunda kız cinsiyet oranı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Olgu grubunun yaş ortalaması 15,2±1,5; kontrol grubunun ise 14,9±1,5 olup yaş ortalaması benzer saptanmıştır. Olgu grubundaki ergenlerde kontrol grubuna göre; boşanmış anne- 68 babaya ve parçalanmış aileye sahip olma ile anksiyete ve duygudurum bozuklukları eş tanısının olma oranı daha yüksek; okul başarısı ise daha düşük bulunmuştur. Ayrıca yeme bozukluğu tanısı bulunan ergenlerde akraba tarafından bakım verilme, anne ve babalarında yeme tutum sorunları olması, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü olması daha yüksek düzeyde saptanmıştır. Yeme bozukluğu tanısı bulunan ergenlerde; travmatik yaşantı, cinsel istismar, duygusal ihmal ve ilk 3 yaştaki olumsuz yaşam olayı öyküsü kontrol grubuna göre daha fazla bulunmuştur. Yeme bozukluğu tanısı bulunan ergenlerin ayrılma- bireyleşme alt ölçeklerinden; ihtiyacı inkar etme, ayrılma anksiyetesi, yutulma anksiyetesi, öğretmene yapışma ve reddedilme beklentisi puanları kontrol grubundaki ergenlere göre daha yüksek, psikolojik dayanıklılık puanları ise kontrol grubundaki ergenlere göre daha düşük saptanmıştır. Bununla birlikte yeme bozukluğu ile reddedilme beklentisi arasında pozitif yönde, dayanıklılık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrılma-bireyleşme alt ölçeklerinden bakım arama ile dayanıklılık arasında pozitif yönde; reddedilme beklentisi ve yutulma anksiyetesi ile dayanıklılık arasında negatif yönde ilişki gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda ergenlerin olumsuz yaşam olaylarına maruz kalmasının, ayrılma- bireyleşme sürecinde problem yaşamalarının ve dayanıklılık düzeylerinin düşük olmasının yeme bozukluğu ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca ayrılma-bireyleşme sürecindeki aksaklıkların, dayanıklılık düzeyini de etkilediği saptanmıştır. Yeme bozukluklarının gelişimini önlemek için klinik görüşmelerde çocukluk döneminde meydana gelen olumsuz yaşam olaylarının fark edilmesi, ergenlerin ayrılma-bireyleşme sürecini sağlıklı atlatmaları açısından çalışılması ve dayanıklılığı arttırmaya yönelik girişimlerde bulunulmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir. Dayanıklılığı düşük gençleri saptamak ve görüşmelerde bu konuları çalışmak ruhsal sorunlar özellikle de yeme bozuklukları açısından koruyucu olacaktır. Yeme bozukluğu ile başvuran olgularda ayrılma-bireyleşme sürecinin ve ergenlik dönemi özelliklerinin değerlendirilmesi de oldukça önemlidir. Literatürde 'öğretmene yapışma' ve yeme bozuklukları ilişkisi ile ilgili ve ayrılma- bireyleşme sürecinin dayanıklılık üzerine etkisiyle ilgili daha önce yapılmış bir çalışmaya rastlanmamıştır ve çalışma sonuçlarımızın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.