MİRASIN AÇILMASINDAN ÖNCE YAPILAN MİRAS PAYININ DEVRİ SÖZLEŞMESİNDE MİRASBIRAKANIN KATILIMI VEYA İZNİ


Creative Commons License

Daver H.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt.30, sa.3, ss.1715-1750, 2026 (TRDizin)

Özet

Miras payının devrine ilişkin sözleşmeler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu- nun Dördüncü Ayırımında “Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu” başlığı altında düzenlenmiştir. Mirasın açılmasından önce yapılan miras payının dev- ri sözleşmesiyle muhtemel mirasçılar, henüz doğmamış bir miras menfaatinden öncelenmiş biçimde yararlanmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte, bir kimse henüz hayattayken, muhtemel mirasçılarının o kimsenin ileride oluşacak te- rekesi üzerinde tasarrufta bulunmaları, miras hukukunun temel ilkelerine ve ahlâka aykırılık yaratacak niteliktedir. Kanunkoyucu bu sakıncayı gözeterek, emredici nitelikteki TMK m. 678/I hükmüyle sağ bir kimsenin terekesi üzerin- de işlem yapılmasını sıkı koşullara bağlamıştır. Hüküm uyarınca, muhtemel mirasçıların beklenen miras paylarını konu alan sözleşmelerin geçerliliği, “mirasbırakanın işleme katılması veya izin vermesi” şartına bağlıdır. Ancak “mirasbırakanın katılması veya izin vermesi” ibaresi, hem terminolojik hem dogmatik açıdan izaha muhtaçtır. 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin “He- nüz Açılmamış Bir Miras Hakkındaki Mukaveleler” başlıklı 613. maddesinde “iştirak ve muvafakat” kavramlarına yer verilmişken, yürürlükteki TMK m. 678’de “katılma veya izin” ibarelerinin tercih edilmiş olması, bilinçli bir ter- minolojik değişiklik yapılıp yapılmadığı sorusunu da gündeme getirmektedir. Doktrinde, tercih edilen kavramlara ve bağlaca farklı anlamlar yüklenerek birden çok görüş ortaya atılmıştır. Bahsi geçen katılımın veya iznin hukuki niteliği, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup olmadığı, şekli, mirasbırakanın tam ya da sınırlı ehliyetsizliğinin bu beyanın geçerliliğine etkisi irdelenmesi gereken başlıca noktalardır. Bu çalışma, doktrindeki yaklaşımlar, mukayeseli hukuk verileri ve yargı kararları ışığında “mirasbırakanın katılması veya izin vermesi” şartının anlam ve kapsamını ortaya koymayı, ayrıca geçerli bir ira- de beyanının bulunmaması hâlinde sözleşmenin hukuki akıbetini belirlemeyi amaçlamaktadır.
Contracts concerning the assignment of an inheritance share are regulated under the heading “Completion and Consequences of Partition” in the Fourth Section of the Turkish Civil Code No. 4721 (TCC). By means of an assignment agreement concluded before the opening of the succession, prospective heirs seek to secure in advance an economic benefit deriving from an inheritance expectancy that has not yet vested. However, as long as the future deceased (the person whose succession will be opened) is still alive, dispositions made by prospective heirs with respect to his/her future estate are liable to conflict with the fundamental principles of succession law and with considerations of morality. According to Article 678(1) of the Civil Code, the validity of agreements concerning the expected inheritance shares of prospective heirs depends upon the participation or the consent of the future deceased. Whereas Article 613 of the Civil Code No. 743 employed the terms “participation and assent,” the current Article 678 prefers the wording “participation or consent.” This terminological shift raises the question of whether the legislator intended to introduce a deliberate conceptual modification. The legal nature of such participation or consent, whether it constitutes a strictly personal right, its formal requirements, and the effect of the future deceased’s full or limited incapacity on the validity of this declaration are among the principal issues requiring examination. This study aims to clarify the meaning and scope of the requirement of the participation or consent of the future deceased.