Osmanlı dan Günümüze Devlet ve Asker - Askeri Bürokrasinin Anayasal Sistem İçerisindeki Yeri


Çelik S.

Salyangoz Yayınları, İstanbul, 2008

  • Basım Tarihi: 2008
  • Yayınevi: Salyangoz Yayınları
  • Basıldığı Şehir: İstanbul

Özet

Bu çalışmanın amacı Türkiye’de askeri bürokrasinin anayasal sistem içerisindeki yerini tespit etmektir. Askerî bürokrasinin sistem içerisinde edindiği güçlü rol, sivil ve siyasî alan üzerinde kurduğu hâkimiyet çok belirgindir ve ülke gündeminde önemli tartışma konuları arasındadır. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden bugüne Türk hukuk mevzuatını tarayarak askeri bürokrasinin devlet cihazı içerisindeki yeri, elinde tuttuğu görev ve yetkileri ve kendisine tanınmış ayrıcalıkları saptamaya çalıştık. Bunu yaparken bütün bu kanunlaştırma girişimlerini kendi döneminin siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelerinden bağımsız gelişmediğini gösterebilmek için bütün çalışmamızı bir tarihsel perspektifle birlikte değerlendirmeyi uygun bulduk. Osmanlı Devleti zamanında yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla Osmanlı-Türk askeri bürokrasisinin eski geleneğinden koparılarak yepyeni bir döneme girdiğini, Batı tipi laik eğitim veren askeri okullardan yetişmiş yeni askeri sınıfla girilen bu yeni dönemin sancılı bir sürece işaret ettiğini ve bu sürecin bir sürekliliği içinde taşıyarak günümüze kadar ulaşğını tespit ettik. Söz konusu zaman aralığının aynı zamanda olağanüstü bir dönemi imlediğinden hareketle, devletin güvenlik kaygılarının en üst düzeyde olduğunu ve askeri bürokrasinin edindiği görev, yetki ve ayrıcalıkların bu koşullar altında biçimlendiğini göstermeye çalıştık. Tezimizde, askeri bürokrasinin siyasi sistem içerisinde edindiği yetki ve görevler aracılığıyla sistemi yönlendirme imkânına kavuştuğuna dikkat çekerek, siyasi sisteme yaptığı müdahaleleri hangi yöntemlerle gerçekleştirdiğini gösterdik. Sonuç olarak bu müdahaleleri etkin bir biçimde yapabilmek için askeri bürokrasinin kendini sitemden “özerk” kıldığını, askeri güvenlik bürokrasisinin bu özerkleşme eğiliminin, asker-sivil ilişkilerini derinden etkilediğini saptadık.

This study is to define the place of the Turkish army within the constitutional system. It is obvious that the Turkish army has played a dominant and determinate role in politics since the very beginning of the last century onwards, which has been in hot debate amongst columnists as well as academicians and politicians. In this context, we have tried, through searching diligently over the laws (acts, regulations,
edicts, decrees, bylaws, etc.) of the country ever promulgated since the last days of Ottoman Empire, to define the place of the Army in the State’s constitutional structure, and also to identify the mission and the task it has so far undertaken as well as the privileges it has held. To show that all those attempts in the whole enacting and codification processes cannot be isolated from the political, economic and social
developments in their particular time, with all the analysis having been made, and all
the conclusions drawn in the present study from a historical perspective. With the
abolition of the Janissary Unit, the Ottoman-Turkish military bureaucracy, it may well be said, came into a new era, soon after, when a modern new army whose members were (and has still been) provided with a western-type secular education was established through the elimination of the old traditions. This may well be called a politically throbbing era that has continued to exist to this day. We have concluded
that either the praetorian role the army plays in politics or the privileges it has held so far is the product of this extraordinary period in which the concern for national security mounted to a climax in the country. We have tried to show the ways and mechanisms through which the army intervenes in the political life of the country.
Provided with the said undertakings and privileges, the Turkish army has taken an autonomous position against the rest of the political system in order for it, an active agent of political crisis, to carry out the intervention efficiently whenever it deems necessary. Finally, we conclude that such an inclination of the military bureaucracy towards having an autonomous place within the system do affect deeply, and thus shape the civil and military relations.