ENDOKURS - 9, İzmir, Türkiye, 16 - 19 Ekim 2025, ss.182, (Özet Bildiri)
Amaç: Tiroid hormon direnci (THD), hedef dokularda tiroid hormonuna karşı gelişen yanıtta azalma olarak
tarif edilir. Genellikle kalıtsal bir hastalık olup tiroid hormonu reseptörüne (TR) ya da kofaktörüne bağlı
bir mutasyondan kaynaklanmaktadır. Tiroid hormon reseptörü beta (THRB) en sık görülen mutasyon iken
tiroid hormon reseptörü alfa (THRa) daha az sıklıkla görülmektedir. Bazı bireyler TR-beta gen mutasyonunu
taklit eden bir fenotipe sahiptir ancak tanımlanabilir bir TR gen mutasyonu yoktur. Bu bozukluk “nonTRTHD
“olarak adlandırılır. Tiroid hormon direnci ve diferansiye tiroid kanserleri arasında literatürde şimdiye
kadar kesin bir ilişki bulunamamıştır. Amacımız; nadir görülen bu birliktelikte tanı zorluğunu ve DTC nin
yönetimini vurgulayabilmektir.
Yöntem: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji bölümünde takip edilen hastanın bilgileri hastane
bilgi sisteminden alınmıştır.
Bulgular: 22 yaş kadın hasta 4 yıldır olan ellerde titreme, sinirlilik, çarpıntı şikayetiyle başvurdu. Özgeçmişinde
ek sistemik hastalık öyküsü, aile öyküsünde tiroid hastalığı bulunmamaktaydı. Laboratuvar bulgularında
TSH, serbest T3, serbest T4 ve Anti TPO yüksek saptandı, TSH reseptör antikoru ve anti tiroglobulin
antikoru ise negatif bulundu (Tablo 1). Hipofiz manyetik rezonans görüntülemesinde; hipofiz gland solda
2,5 mm pitNET ile uyumlu şüpheli görünüm mevcuttu. Tiroid hormon düzeyleri yüksek olmasına rağmen
TSH’ın baskılanmamış olması nedeniyle ayırıcı tanıda THD ve TSH salgılayan hipofiz adenomu düşünüldü.
Yapılan T3 supresyon testinde, 7. gün sonunda TSH düzeyi 0,08 mIU/L’ye kadar baskılandı. TSH alfa-subunit
düzeyi 0,3 ng/mL iken TSH alfa-subunit/TSH molar oranı ise 0,024 hesaplandı. Bu bulgular THD tanısını
destekledi. Tiroid ultrasonografisinde sol lob üst pol anteriorda 15,5x10 mm hipoekoik solid nodül, tiroid
sintigrafisinde ise solda hipoekoik nodül ve diffüz artmış aktivite tutulumu ile uyumlu görünüm mevcuttu.
Sol lob nodülünden yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi malignite açısından şüpheli bulundu ve hasta
total tiroidektomiye alındı. Patoloji sonucunda 1,2 cm çapında, kapsül ile sınırlı papiller tiroid karsinomu
(klasik tip) saptandı. Lenf nodu ve uzak metastaz izlenmedi (T1bN0M0). Postoperatif dönemde hastaya
100 mCi radyoaktif iyot (RAİ) tedavisi uygulandı ve levotiroksin replasmanı başlandı. Takiplerinde taşikardi
sebebiyle yüksek doz levotiroksin tedavisi uygulanamadı ve serum TSH seviyeleri (7-12 mIU/L) ölçüldü.
Operasyon sonrası 1.yıl takiplerinde halen nüks, rezidü ve metastaz saptanmadı.
Laboratuvar bulguları
Parametre Sonuç Referans
TSH 7,07 mIU/L 0,27-4,2 mIU/L
Serbest T4 1,73 ng/dL 0,8-1,9 ng/dL
Serbest T3 4,55 ng/dL 2,0-4,4 ng/dL
Anti TPO 62,4 IU/mL 0-34 IU/mL
Sonuç: Diferansiye tiroid kanseri (DTC) ve tiroid hormon direncinin (THD) birlikteliğinde izlenecek tedavi
stratejileri konusunda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Literatürde, düşük risk grubundaki hastalarda
dahi yüksek TSH düzeylerinin tümör nüksüne yol açabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle, total tiroidektomi
sonrası radyoaktif iyot tedavisi uygulanması ve serum TSH düzeylerinin tolere edilebilecek en düşük
seviyede tutulması uygun bir yaklaşım olabilir.