“Milli Güvenlik” Algısı Kıskacında Türkiye


Creative Commons License

Çelik S.

Sarmal Kitabevi, İstanbul, 2023

  • Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2023
  • Yayınevi: Sarmal Kitabevi
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Kocaeli Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Kuşkusuz farklı siyasal, sosyal ve kültürel yapılara sahip birçok ülke, iç hukuk metinlerinde “Milli Güvenlik” kav- ramına yer vermektedir. Hatta bu kavram ulusalüstü belgelerde de özgürlükleri sınırlandırma ölçütü olarak yer bulmaktadır. Bir sınırlandırma ölçütü olarak Milli Güvenlik kavramının, günümüze kadar geçen süreçte siyasal, sosyal ve ekonomik alanda etkileri büyük olmuştur. Türkiye’deki asker ve sivil bürokrasinin ve çoğu kez bu algıdan yarar- lanmaya çalışan hükümetlerin de bütün demokratik hak talebi ve özgürlük sorunlarını bu kavramın penceresinden değerlendirme gayreti, Türk demokrasisinin gelişimini en- gellemiştir. Toplumdaki demokratik yönde seyreden siyasal ve sosyal hareketler bu kavramın ezici gölgesinde filiz ver- meye çalışmış, ancak demokrasinin çok seslilik ve yönetime katılma gibi ilkeleriyle birlikte milli güvenlik algısına kurban verilmiştir.
Devletler kendilerine özgü sosyo-ekonomik, siyasal, kültürel ve tarihsel özelliklerine göre şekillenir. Türkiye’de milli güvenlik kavramının ortaya çıkışını Milli Güvenlik Kurulu’nun kurulduğu yıl olan 1960 yılına tarihleme eğilimi vardır. Oysa Türkiye’de iç ve dış güvenlik tehdidi açısından olağanüstü dönemlerin varlığı, böylesi bir milli güvenlik algısını ortaya çıkarmıştır ki bu algının tarihi Osmanlının son dönemlerine kadar götürülebilir.

Sorunları siyaseten çözemediği dö- nemlerde sıkıyönetim aparatını kullanarak sorunun yaşan- dığı yerde (veya bazen bütün ülkede) yönetimi askeri idareye devretmesi bu tutumundan kaynaklanmaktadır. Bunu yapmadığı zamanlar ise sürekli olarak “beka” aparatı üzerinden yaptığı maniplasyonlarla muhalif kesimleri sin- dirmeyi, toplumu kutuplaştırmayı ve böylelikle toplumun zihin haritasındaki korkuları kaşıyarak iktidar da kalma süresini uzatmayı hedeflemektedir. İşte bu nedenle dünya- nın pekçok ülkesinde yaşandığı gibi Türkiye’de de iç ve dış düşman tehdidi (iktidardaki partinin meşrebine göre kim olacağı değişmekle birlikte) hiçbir zaman bitmemiştir. Çünkü iç ve dış düşman tehdidi, çoğu kez sivil yönetimlerin beceriksizliğinden kaynaklanan siyasal ve ekonomik sorun- lar nedeniyle toplumdan yükselen itirazları ve/veya de- mokratik talepleri reddetmeyi ve baskılamayı çok daha kolay kılmaktadır. Özellikle “milli güvenlik”, kolektif hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yönelik kısıtlamaları meşru hale getirmek üzere siyasetçilerin sığındığı bir liman olmuş, gerekli gereksiz birçok sıkıyönetim uygulamasına gerekçe oluşturmuştur.

Undoubtedly, many countries with diverse political, social, and cultural structures incorporate the concept of “National Security” into their domestic legal frameworks. This concept has also found a place in supranational instruments as a criterion for limiting fundamental rights and freedoms. As a justificatory ground for restriction, the notion of national security has exerted profound effects on political, social, and economic life over time. In Turkey, the tendency of both military and civilian bureaucracies—and often governments seeking to instrumentalize this perception—to interpret virtually all demands for democratic rights and freedoms through the prism of national security has obstructed the development of Turkish democracy. Political and social movements inclined toward democratic transformation have attempted to emerge under the oppressive shadow of this concept; however, the principles of pluralism and participation in governance that are essential to democracy have frequently been sacrificed to a dominant national security paradigm.

States are shaped by their distinctive socio-economic, political, cultural, and historical characteristics. In Turkey, there is a prevalent tendency to date the emergence of the concept of national security to 1960, the year in which the National Security Council was established. Yet the existence of prolonged periods marked by extraordinary conditions and perceived internal and external security threats produced a national security understanding that predates this institutional milestone. Indeed, the historical roots of this perception can be traced back to the late Ottoman period.