Doğu Anadolu Obsidiyen Kaynaklarından Yukarı Dicle Havzası’na Obsidiyen Ticareti Yolları Madencilik ve Çevre


Bayram T., Konak A., Muşkara Ü.

77. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Ankara, Türkiye, 14 - 18 Nisan 2025, ss.283, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.283
  • Kocaeli Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Paleolitik Dönemden itibaren obsidiyen, yontma taş alet üretiminde kullanılan stratejik bir ham madde olarak prehistorik topluluklar için büyük önem taşımış ve Yakındoğu’da geniş bir alana yayılmıştır. Bu volkanik camın uzak mesafelere taşınması, prehistorik toplumlar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel dinamikleri anlamak için önemli ipuçları sunmaktadır. Bu çalışma, Doğu Anadolu’daki obsidiyen kaynaklarından Yukarı Dicle Havzası’na uzanan ticaret yollarını ve bu güzergâhların işleyiş mekanizmalarını jeokimyasal ve arkeolojik veriler ışığında değerlendirmektedir. Araştırma, Çanak Çömleksiz Neolitik Döneme tarihlendirilen Gre Fılla ve Çanak Çömlekli Neolitik ile Kalkolitik Dönemlere tarihlendirilen Kendale Hecala gibi arkeolojik alanlardaki obsidiyen buluntularını kapsamaktadır. Bu buluntuların jeokimyasal analizinde taşınabilir X-Işını Floresans Spektroskopisi (pXRF) kullanılmış ve yüksek doğrulukta kaynak eşleşmeleri elde edilmiştir. Ayrıca Gusir Höyük, Sumaki Höyük, Hallan Çemi, Demirköy, Körtik Tepe, Çayönü, Salat Camii Yanı, Hakemi Use ve Kenan Tepe gibi merkezi yerleşimlerin obsidiyen ticaret ağlarındaki rolü incelenmiştir. Veriler, bu yerleşimlerdeki toplulukların yalnızca yerel kaynaklara bağımlı olmadığını göstermektedir. Bingöl A, Bingöl B, Nemrut, Grup 3d, Süphan, Erzurum, Pasinler, Sarıkamış, Meydan Dağı ve Sıcaksu gibi volkanik alanlardan taşınan obsidiyen miktarı, Yukarı Dicle Havzası’nın doğrudan ve dolaylı ticaret ağlarında önemli bir geçiş noktası olduğunu kanıtlamaktadır. Uzak kaynaklardan gelen obsidiyen, havzanın Zagroslar’dan Doğu Akdeniz’e uzanan ticaret yollarının bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak obsidiyen dolaşım güzergâhlarını haritalandırmanın yanı sıra, obsidiyen kullanımına atfedilen sosyal ve sembolik anlamları da ele almaktadır. Yerleşim yerleri; yontma taş endüstrisi, yerel kaynak kullanımı ve obsidiyen kaynak çeşitliliği gibi kriterler doğrultusunda karşılaştırılmıştır. Belirli obsidiyen türlerinin tercih edilmesi, bazı aletlerin belirli kaynaklardan gelen obsidiyenle üretilmesi, bu malzemenin pratik ihtiyaçların ötesinde statü ya da ritüel kullanımlarla da ilişkilendirilebileceğini göstermektedir. Farklı yerleşimlerde obsidiyenin mekânsal dağılımının incelenmesi, bu malzemenin teknolojik ve kültürel bağlamdaki rolüne dair ayrıntılı yorumlar sunmuştur. Bulgular, Yukarı Dicle Havzası’nın yalnızca bir tüketim alanı değil, aynı zamanda stratejik bir geçiş noktası olduğunu ortaya koymaktadır. Prehistorik toplulukların obsidiyen kaynaklarına erişimi ve bu kaynaklara yönelik talepleri doğrultusunda karşılıklı kültürel etkileşim içinde oldukları anlaşılmaktadır. Neolitik Dönem boyunca Bingöl B ve Nemrut obsidiyenlerinin yaygın kullanıldığı, Kalkolitik Dönem’de ise Bingöl B kaynaklarının kullanımında artış olduğu gözlemlenmiştir. Obsidiyen dolaşımının Neolitik ve Kalkolitik Dönem boyunca devam etmesi, bölgedeki sosyal ağların köklü ve sürdürülebilir hale geldiğini düşündürmektedir.

Since the Paleolithic Period, obsidian, a volcanic glass used primarily in the production of chipped stone tools, has been a strategic raw material for prehistoric communities and spread widely across the Near East. The long-distance transport of this resource provides significant insights into the economic, social, and cultural dynamics of prehistoric societies. This study examines the trade routes extending from Eastern Anatolian obsidian sources to the Upper Tigris Basin and the operational mechanisms of these routes through geochemical and archaeological data. The research focuses on obsidian finds from archaeological sites such as Gre Fılla, dated to the Pre-Pottery Neolithic, and Kendale Hecala, dated to the Pottery Neolithic and Chalcolithic periods. Portable X-ray fluorescence (pXRF) spectroscopy was used in the geochemical analyses, yielding highly accurate source matches. Additionally, the roles of key settlements in the basin, including Gusir Höyük, Sumaki Höyük, Hallan Çemi, Demirköy, Körtik Tepe, Çayönü, Salat Camii Yanı, Hakemi Use, and Kenan Tepe, within obsidian trade networks were assessed. The data indicate that these communities were not solely dependent on local resources. The large quantities of obsidian transported from volcanic areas such as Bingöl A, Bingöl B, Nemrut, Group 3d, Süphan, Erzurum, Pasinler, Sarıkamış, Meydan Dağı, and Sıcaksu demonstrate that the Upper Tigris Basin was integrated into both direct and indirect exchange networks. The presence of obsidian from distant sources underscores the basin’s role in trade routes connecting the Zagros Mountains to the Eastern Mediterranean. This study also incorporates Geographic Information Systems (GIS) to map obsidian distribution routes and addresses the social and symbolic meanings associated with its use. Archaeological sites were compared based on criteria such as chipped stone tool industry, local resource use, and obsidian source diversity. The selection of specific obsidian types and the production of tools from particular sources indicate that obsidian use was influenced not only by practical needs but also by status or ritual purposes. The spatial distribution of obsidian at different sites provided insights into the technological and cultural significance of this material. The findings reveal that the Upper Tigris Basin functioned as both a consumption area and a strategic transit point for raw material circulation. Prehistoric communities’ interactions were shaped by their access to obsidian sources and related demands, with Bingöl B and Nemrut obsidian being widely used during the Neolithic, and an increase in the use of Bingöl B obsidian in the Chalcolithic period. The persistence of obsidian circulation throughout these periods highlights the development of long-lasting and sustainable social networks in the region.