TSK İç Hizmet Kanunu 35. Maddesi ve Ordunun Koruma ve Kollama Vazifesinin Serencamı


Creative Commons License

Çelik S.

Journal of Current Research on Social Sciences (JoCReSS), cilt.9, ss.203-222, 2019 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Cilt numarası: 9 Konu: 4
  • Basım Tarihi: 2019
  • Dergi Adı: Journal of Current Research on Social Sciences (JoCReSS)
  • Sayfa Sayıları: ss.203-222

Özet

Devletin ortaya çıkış nedenleri siyaset ve hukuk bilimleri alanındaki araştırmacıların önemli sorun alanlarından biridir. “devlet” bir kere ortaya çıktıktan sonra varlığını sürdürmek en önemli amacı haline gelir. “Devlet” ‘beka’ sorununu çözmek ve siyasal ve hukuki düzeni elverişli hale getirmek için yapacağı müdahaleleri otomatik bir hale getirmek ve söz konusu müdahaleleri yasadan aldığı hukuki meşruiyete dayandırmak çabasındadır. Bu makalede TSK İç Hizmet Kanunu 35. Maddede yer alan "Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır" hükmünün Cumhuriyetin kuruluşundaki siyasanın da etkisiyle nasıl ortaya çıktığına, askerin sivil siyasete yaptığı müdahalelerin nasıl dayanağı haline geldiğine ve kaldırılana kadar gerek askeri gerekse sivil aktörler tarafından nasıl değerlendirildiğine değineceğim. “Koruma ve kollama” olarak kavramlaştırılan bu siyasa, içinde tahakküm ve hegemonyayı da barındırmaktadır. Kendini bu siyasaya göre biçimlendiren devletin, tüm kurumları da aynı anda birer tahakküm ve hegemonya aygıtı olarak çalışmaya başlayacaktır. Schmitt’in “Protego ergo obligo” (koruyorum, o halde kendime bağlıyorum) olarak ifade ettiği ilkenin de işaret ettiği gibi devlet bu tutumuyla sosyolojik, siyasal ve ekonomik bütün sivil alanı da kontrol etmekte ve hizmet olarak sunduğu ‘koruma’ karşılığında kitlelerden itaat beklemektedir. Bu çabanın cisimleşmiş hallerinden biri olan 35. maddede olduğu gibi koruma ve kollama olgusunun oluşturacağı bütün mekanizmaları bütüncül bir makineye benzetirsek içinde Leviathan’ın atan kalbini görürüz. Makale, önceleri ‘insanları koruyan’ olarak ortaya çıkan devlet organizasyonunun, sonraları nasıl kendi tahakkümünü kurduğunu ve bütün enstrumanlarıyla giderek hegemonik bir egemene dönüştüğünü Türkiye ekseninde göstermeye çalışacaktır. Sonuç bölümünde ise 15 Temmuz darbe girişimi örneğinden yola çıkarak, hukuki dayanağının kaldırılmış olmasının askeri müdahaleleri neden önleyemediğine dair saptamalar ve önerilerde bulunacağım. 

Reasons leading to emergence of the state have widely been topical for scholars in the field of law and politics. Upon its creation, continuing its existence becomes the most important goal for the state. In order to deal with its problem of “survival” as well as making the legal and political order instrumental, the state has been in an effort that its actions are taken automatically, and that such actions are based on legal legitimacy deriving from law. This article discusses how Article 35 of the Turkish Armed Forces Internal Service Law, which reads that “the duty of the armed force is to protect and guard the Turkish Republic defined in the constitution and the Turkish homeland”, had come into being with a view also to the impact of the policy at the time of the foundation of the Republic, how this Article had been the basis for military intervention into politics, and how it had been treated by civil and military actors until it was revoked. This policy conceptualised as “protection and guardianship” involves oppression and hegemony. All institutions of the state, which structurally brings itself in line with this policy, then begin to operate as instruments of oppression and hegemony. As supported by the principle, which Schmitt propounds as “protego ergo obligo” (I protect, therefore I obligate), the state, by virtue of such attitude, controls all sociological, economic and political spheres, and in return to the “protection” it serves, it expects obedience from the masses. As is the case with Article 35 of the Turkish Armed Forces Internal Service Law, which is a crystallised version of the aforementioned effort of the state, if we consider all the mechanisms created pursuant to the notions of “protection” and “guardianship” as a fully fledged machine, we can see in it the heart pulsation of Leviathan. This article aims to show in case of Turkey how the state, which in the first place appears to protect individuals, establishes its own oppression in time, and increasingly turns into a hegemonic sovereign through the use of its all instruments. In the concluding part, drawing on the case of the 15 July 2016 failed coup d’état, this Article presents findings and recommendations in regard to why a military intervention was attempted although its likely legal basis has been annulled.