“Topyekün Savaş” Olgusu ve Türkiye’de Ulus-Devletin Ortaya Çıkışındaki Etkisi”


Creative Commons License

Çelik S.

Journal of Current Researches on Social Sciences (JoCReSS), no.3, ss.79-94, 2018 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Basım Tarihi: 2018
  • Dergi Adı: Journal of Current Researches on Social Sciences (JoCReSS)
  • Sayfa Sayıları: ss.79-94

Özet

İnsanlığın ortaya çıkmasından beri yaşanan savaşma pratiğinin yıkıcı etkisi kadar toplumları geliştiren ve dönüştüren bir yanı olduğu da bilinmektedir. Avrupa’daki devrimler çağından itibaren gerçekleşen sosyo-ekonomik ve siyasal gelişmelere bağlı olarak savaşma pratiğinde de büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Osmanlının son dönemlerinde yaşanan savaşların ve özellikle dünya savaşlarının yarattığı travmanın etkisiyle cumhuriyet kurucuları olan asker-sivil elit başarıya ulaşmak için “topyekûn savaş” stratejisini benimsemişlerdir. Nitekim verilen kurtuluş mücadelesi ülkenin ekonomik, coğrafi, siyasal ve toplumsal bütün kaynaklarının seferber edilmesiyle sürdürülmüş bir Topyekün Savaş örneğidir.

            Diğer taraftan toplumun tüm unsurlarının seferber edilebildiği, ülke kaynaklarının tümünün savaşa özgülendiği ve dolayısıyla sonuçlarından toplumun tamamının etkilendiği yeni bir savaşma biçimi olarak topyekûn savaş öylesine bir kavram değildir. Daha önce halkıyla vatandaş değil tebaa ilişkisi kuran hükümdarlar mutlak iktidarlarını ulusal karakter taşımayan profesyonel (paralı) ordulara yaslamışlardı. Çoğu kez halkıyla din dışında bir bağı da bulunmayan monarklar, güven duymadığı halka silah vermekten ve onu asker haline getirmekten kaçınmış; silah ve savaşma tekelini, kendi dağıttığı soyluluk ünvanlarıyla yanında tuttuğu aristokrat sınıfa tanımak suretiyle ordunun ve dolayısıyla savaşın sınırlarını dar kalmasına neden olmuşlardır.  

Burjuvazinin Pazar arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkan ulus devletlerin uygulamaya koyduğu “topyekûn savaş” olgusunun ilgi çekici bir yönü de konunun devlet teorisi ile olan bağlantısıdır. Özellikle hayat memat meselesi olarak verilen savaşlarda bu stratejinin olağan görünmesi normaldir. Ancak burada bizi ilgilendiren husus barış dönemlerinde de sosyo ekonomik yapı yanında hukuksal ve siyasal altyapının da bu ilke çerçevesinde şekillendirilmiş olmasıdır. Gerçekten bu strateji, ulus devletlerin ortaya çıkmasında ve varlıklarını idame ettirmelerinde büyük roller oynamış ve fakat daha önemlisi devlet aygıtının kapsayıcılığının ve etkinliğinin son derece artmasına neden olmuştur. Nitekim 20. yüzyılda Ulus devlet, zor kullanma tekeli ve bürokratik örgütlenmesiyle topyekûn savaş stratejisinin gerektirdiği uygulamaları pratiğe aktarınca devletin tahakkümünde ve denetiminde büyük sıçramalar olmuştur. İktisadi kaynakların kontrolü ve yönetilmesinin yanı sıra, özellikle eğitim ve propaganda yoluyla tüm halkın ordunun bir unsuru haline getirilme başarısı ordunun eskiden olduğunun aksine, giderek ulusallaşmasıyla sonuçlanmıştır. Halkın savaşa katılması konusunda zorlama yapabilen devlet bu sayede tüm alanlarda hakimiyetini kurabilmiştir. Çalışmamızda “topyekûn savaş” stratejisinin ulus devletlerin ortaya çıkmasında ve varlıklarını idame ettirmelerinde nasıl roller üstlendiği tartışılacaktır

 Bunun yanında çalışmamızda cumhuriyet dönemindeki ulus inşasında kurtuluş savaşı ve izleyen yıllarında sürekli kullanılan topyekûn savaş olgusunun nasıl rol oynadığına da değineceğiz. Kurtuluş Savaşındaki topyekûn savaş stratejisi, bir imparatorluk olan Osmanlı devletinden ulus devlete geçişte, zor kullanma tekelinin cumhuriyet kurucuları eline geçmesini sağlamış ve yeni bürokratik örgütlenmeyle ulus devlet inşası için gerekli tüm aygıtları oluşturmuştur. Bu aygıtların bazılarına çalışmamızda yer vermiş bulunuyoruz. Örneğin Türkiye’de idari ve hukuki tüm düzenlemelerde yer bularak devletin yönetim karakterini belirleyen “milli güvenlik” kavramının cisimleştiği bir organ olarak kurulan Milli Güvenlik Kurulu Kanununun çıkarılmasının resmi gerekçesi olarak “topyekûn savaş” gereksinimlerinin karşılanması olarak gösterilmesi dikkat çekicidir.  Amacımız topyekûn savaş mantığının sadece cumhuriyetin kuruluş yıllarında değil, çok partili hayata geçişten günümüze sürmekte olup, ulus-devletin “Protego Ergo Obligo”su[1] olarak işlevini sürdürdüğünü göstermektir.



[1] “Koruyorum, o halde kendime bağlıyorum”

The wars among societies  as well as their  destructive effects as  fighting practice, are  considered as old as human history, this fighting practice  is  also known as a side that develops and transforms. This practice has undergone a great transformation, depending on the economic, political and social developments that have emerged since the era of European revolutions. The military elite, the founders of the republic with the influence of the wars of the Ottoman Empire and the traumas created by world wars in particular, have adopted the "total war" strategy to succeed. Indeed, the liberation struggle is an example of a Global War that has been sustained by mobilization of all its economic, geographical, political and social resources.

On the other side, the whole war as a new form of warfare  is used in the framework and the  aim to mobilize the whole society and use all resources of the country, therefore directly affects the whole of the society in terms of its consequences. Previously, the rulers with no national character used people not citizen to gain absolute power by leaning on profesional army ( Merceneries) . Often the people are national, linguistic, cultural etc. monarchs who do not have a tie have refrained from giving weapons to a people they do not trust and turning them into soldiers; weapons and fighting monopolies, and the aristocratic class they hold beside them with their titles of nobility, have given them the opportunity to organize the army and thus the war in a limited manner.

The nation states that emerged as a result of the market search of the bourgeoisie an interesting aspect of the "total war" that  puts into practice  this  connection related the theory of the State. It is normal for this strategy to appear ordinary, especially in the wars given as a life memat issue. However, what we are interested in here,  is that the socio-economic structure as well as the legal and political infrastructure in the peace periods have been shaped within this principle. Indeed, this strategy has played a major role in the emergence of nation states and their resurrection, but more importantly, it has led to the state becoming an extremely inclusive and efficient apparatus. As a matter of fact, in the twentieth century, when the nation-state has been forced to practice of bureaucratic organization and the applications required by the total war strategy, it has become a qualitative leap in government intervention and supervision. The control and operation of economic resources, the success of all citizens especially through education and propaganda  as an element of the army;  has gradually resulted in nationalization, as opposed to the former era. If the people need to participate in the war, the possibilities  of forcing them to transform the state into a modern Leviathan.

Indeed, Turkey in determining the state's administrative character in administrative and juridical arrangements "national security" was established as a body of concepts embodied in National Security Council, the official justification for the removal of the   "total war" concept  is a remarkable demonstration about  meeting  the requirements of the  character in question. In fact, when we look at the reason, we see that the related law compiles "the principles of the determination of the policies, principles and plans to be pursued in order to protect and elevate all the material and moral assets of the State against all kinds of aggression and the principles to prepare the works and preparations in this subject". In this study  we will discuss how the strategy of "total war" takes over the emergence of nation states and how they play roles in the redeployment of their assets.